Mimar Sinan, hayatının sonuna doğru kâtibi Sai Mustafa Çelebi'ye yazdırdığı Tezkiretü'l-Bünyan'da kendi eserlerini üçe ayırır: "çıraklık" işi Şehzade Camii, "kalfalık" işi Süleymaniye ve "ustalık" işi Edirne Selimiye. Edirne İstanbul rotasına sığmadığı için, ustalık ayağını Üsküdar'ın muhteşem Atik Valide'sine bırakırız ve elimizde mimarın eliyle çizilmiş yarım asırlık bir gelişim çizgisi kalır.

Rotanın başlangıcı Fatih'teki Şehzade Camii'dir (1548). Kanuni Sultan Süleyman'ın genç yaşta ölen oğlu Şehzade Mehmed için yapılan yapı, dört yarım kubbeyle bir ana kubbeyi taşıyan, ince narin minareli, neredeyse oyuncak gibi simetrik bir tasarımdır. Sinan burada henüz bir çıraktır ve bunu kendisi kabul eder; ama avlusu ve içeride uyandırdığı denge duygusu, çıraklığın bile ne demek olduğunu gösterir.

Oradan Süleymaniye'ye (1557) yürümek dokuz yıllık bir sıçramayı kavramaktır. Sinan artık tek bir merkezi kubbeyi iki yarım kubbeyle taşıyan, dört yan kubbeyle dengeleyen, dört zarif minareyle yatay-dikey gerilimi mükemmelleştiren bir mimardır. Külliyenin medreseleri, türbeleri, çarşıları aynı sırtın üstüne öyle dağılmıştır ki Süleymaniye bir cami değil, neredeyse bir devlet ölçeğinde mimarlık manifestosudur. Avlunun arka köşesindeki Sinan Türbesi'nde durup mimarın kendi tasarladığı küçük, sade, üstü açık türbesini gördüğünüzde rotanın anlamı pekişir.

Vapurla Üsküdar'a geçtiğinizde Sinan'ın aynı yıllarda (1548) inşa ettiği Mihrimah Sultan Camii sizi karşılar. İskele tarafındaki yüksek platform üzerinde duran cami, Sinan'ın deniz manzaralı tasarımlarının ilk örneklerindendir. Sahile inip kıyıyı izleyerek yürüdüğünüzde Şemsi Paşa Camii (1580) gelir: Sinan'ın en küçük ve en mücevher gibi yapılarından biri, deniz kıyısına o kadar yakın ki kuşların caminin saçaklarına konmadığı söylenir.

Üsküdar'ın iç tarafına, Toptaşı'na tırmandığınızda rotanın doruğu Atik Valide Külliyesi (1583) açılır. III. Murad'ın annesi Nurbanu Sultan için yapılan bu yapı, Sinan'ın 90'lı yaşlarında, Selimiye'den kısa süre önce tasarladığı son büyük İstanbul camisidir; çini bezemesi, geniş avlusu ve külliyenin medrese, darüşşifa, imaret bütünlüğüyle mimarın ustalığının İstanbul'da kalan en saf belgesidir.